Aziz Olmak

28/7/2007 · Kategori: Aziz Olmak

   


   

Halim;yüzyıllar öncesinden günümüze bir anda ışınlanmış,lakin değişen maddeye ve yitip giden ruhaniyete kahretmenin ötesinde;çevresine aldırış etmeden,sabırla,yüreğindeki hayali buzdan bir levhaya resmetmeye çalışan bir nakkaşın acıklı hali gibiydi.

 

Ellerim donuyor,kalemlerim kırılıyordu ancak ben bu nihayetsiz çabamdan vazgeçemiyordum.Hiçliğe mahkum olma korkusu bu ait olmadığım sahte dünyadan kopmamı engelleyen yegane nedendi.Moraran parmaklarım,kan çanağına dönmüş gözlerim ve  bir yana bükük boynumla şeklen bir enkazı andırıyordum.Beni görüp de seyre dalan insanlara da bu  yüzdendir ki kazalar sonrası peydah olan ‘’enkaz meraklısı’’ kalabalık muamelesi yapıyordum.Derdimle dertlenmek bir yana,halimi anlamak için çaba sarfeden de yoktu.İzleyenlerin dipsiz kayıtsızlığını Epiktetos’un :‘’Eğer öküzlerle domuzlar konuşabilselerdi  yemekten başka bir şey düşünenlerle alay ederlerdi’’minvalinden hareketle düşünme istidadından yoksun olma acizliğine bağlıyordum.

 

Umutsuzluk çölünde rastlantı eseri gördüğüm,bir vaha ümidiyle sırrının peşine düştüğüm nice gönülün,aslında derinlikten yoksun ve aldatan  birer serap olduğunun farkına varmak,sinemin defalarca dağlanmasına ve kederimin katmerlenmesine sebep oluyordu. 

 

Hassas ve samimi olduğuna inandığım bazı insanlar ise, özleneni bir fasıla yansıtma ferasetinde,beklentilerimi hiçe çıkartıp;histerik feveranların esiri oluyor ve bu kahredici sistemin bir rotatifi halini alarak beni inkisara uğratıyordu.

 

Değersizliğin ödüllendirildiği,mukaddesatın hakir görüldüğü,benliğimizi vücuda getiren kıymetlerin yabancı diye yaftalandığı adaletsiz cenderede; azimle,hak olanı savunma çabamdan yılmıyordum.Ecdadımın geçen asırlarla birlikte vücuda getirdiği kıymetli hazineyi   yüceltmekten bir an geri durmuyor ve bu hazinenin bakiyesi olan eşsiz dili aciz kalemimle yansıtarak ;karanlık ruhları aydınlığa boğmaya,özden yoksun sahte ışıldakları eritmeye ve genç dimağlara yol göstermeye çalışıyordum.

 

Yaşanan hayal kırıklıkları sonrası kalpte biriken hüzün yükleri bedenime ağır geliyor ve beni mecalsiz bırakıyordu.Kederin zirve yaptığı bu dönemlerde,münzevi bir hal ediniyor ve Sahib-i Mutlak’a sığınıyordum.Varlığımı çepe çevre kuşatan ,iliklerime kadar işleyen yakıcı maraziyet ,ilahi kelamın ruhu dirilten ve umut var eden edasıyla bertaraf oluyordu.

 

Her şeye rağmen yüreğimdeki hayali resmetmeye devam ettim ve bundan sonrada devam edeceğim.Zira derdim ne katredir ne de aydır,derdim deryadır,keyvandır;beklentim dünyevi hayatın nefsani arzularına dair değildir.Hislerimin,fikriyatımın makes bulacağı gönüllere duyduğum bu bitmeyen özlemin bir gün son bulması dileğiyle…