Yılmaz'ın yolumuza ışık tutan sözleri

11/3/2009 · Kategori: Hatirladiklarim



İklimler yapraklara nasıl türlü, türlü kıyafetler giydiriyorsa yaşam da İnsanı türlü, türlü ruh hallerine sokuyor.

Sevinçliyim, bir kardeşim var benim, hiçbir mevsimde tutuklu kalmamış olduğuna inandığım.

Yaşamıştır,

Ahmed ARİF olur hasretinden prangalar eskitir, eskitse de mağrurdur ve mahzundur, mahzunluğu şefkatindendir, bilir ve buna üzülmez.

Yaşamıştır,

ŞERİATİ olur ve Rabb'inden bihaber olanlar için isyandadır, Allahım! Bana imanda
«mutlak itaati» bağışla ki, dünyada «mutlak isyan» içinde olayım !

Yaşamıştır,

Hayal olduğunu düşünülen bir maneviyatın gerçek olan bir zulüme olan itirazına Muhtar olur ve söyler;
«



Kimdir onun esarette olduğunu sanan ?

Bilinmez mi?
O ancak sadık olduğuna esir olur, en ateşli arzu ile ?

Yaşamıştır,

Yunus olduğunda ise, artık sözlere kapılar kapanmıştır, ''İki cihanda maksudum''.

Aşk bir cihandadır.

ve dile gelmişlere selamdadır, ''Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim''

Hangi hasretlik,
Hangi isyan,
Hangi cellat,
Hangi dert.

Kimler çekti o hasretliği, kimler isyanlarda oldu ve kimlerin boynu buluşmadı baltalarla ?

Hangi hasrete engel oldular ki,
Hangi isyanı sindirebildiler
Kimleri unutturabildiler biz/lere.

Sevgili Kardeşim,
İdrak ettim ki, biz bir hayata iki ölüm sığdıramıyoruz.

Üstada selam olsun: ''Dev sancılarımın budur kaynağı'' diyerek merhem oldu yaramıza.


Almina:''Müebbetteyim ve iyiyim''

31/3/2008 · Kategori: Hatirladiklarim



Halim;yüzyıllar öncesinden günümüze bir anda ışınlanmış,lakin değişen maddeye ve yitip giden ruhaniyete kahretmenin ötesinde;çevresine aldırış etmeden,sabırla,yüreğindeki hayali buzdan bir levhaya resmetmeye çalışan bir nakkaşın acıklı hali gibiydi.

İçinize batıra batıra yazdığınız kelimlerinizle gelmişsiniz belli ki! Sözleriniz karşısında üşüyen kelimesizliğim sıkılmış ki halinden, buzdan levhalarda ısınma telaşıyla,yanlızlığı acısız bir kanser olan ve sus emri verilmiş kalem yazmaya başladı yeniden.

Ellerim donuyor,kalemlerim kırılıyordu ancak ben bu nihayetsiz çabamdan vazgeçemiyordum.Hiçliğe mahkum olma korkusu bu ait olmadığım sahte dünyadan kopmamı engelleyen yegane nedendi.Moraran parmaklarım,kan çanağına dönmüş gözlerim ve bir yana bükük boynumla şeklen bir enkazı andırıyordum.Beni görüp de seyre dalan insanlara da bu yüzdendir ki kazalar sonrası peydah olan ‘’enkaz meraklısı’’ kalabalık muamelesi yapıyordum.Derdimle dertlenmek bir yana,halimi anlamak için çaba sarfeden de yoktu.İzleyenlerin dipsiz kayıtsızlığını Epiktetos’un :‘’Eğer öküzlerle domuzlar konuşabilselerdi yemekten başka bir şey düşünenlerle alay ederlerdi’’minvalinden hareketle düşünme istidadından yoksun olma acizliğine bağlıyordum.

Bir hüzzam şarkısının sanki hiç bestelenmemiş nakaratındayım,(h)içinde kaybolmak adına kırgın bir güle bestelenememiş olan şarkının.Kendimi burda bulma sebebim;satırlarınıza düşme sebebim ,satır aralarınıza sessizce ilişme sebebim belkide,kırgın gülün acısı.Söylenmemiş acının söylenmeyen acıya yaklaşımı.

Umutsuzluk çölünde rastlantı eseri gördüğüm,bir vaha ümidiyle sırrının peşine düştüğüm nice gönülün,aslında derinlikten yoksun ve aldatan birer serap olduğunun farkına varmak,sinemin defalarca dağlanmasına ve kederimin katmerlenmesine sebep oluyordu.

El değmemiş bilinmezlikler midir sizi çölün umutsuz sıfatlı kısmına savuran?Soru işaretinin en masumlarından bu satırda duran.Masum dedim çünkü;suskunluğa dem vuran anlardan getirdim onu.

Hassas ve samimi olduğuna inandığım bazı insanlar ise, özleneni bir fasıla yansıtma ferasetinde,beklentilerimi hiçe çıkartıp;histerik feveranların esiri oluyor ve bu kahredici sistemin bir rotatifi halini alarak beni inkisara uğratıyordu.

(H)içlik bu kadar yakmaz insanın canını...(H)içinde kaybolmadıysan eğer! Kuşandım kelimeleri işte ve çevirdim namluyu adınıza ,sadece bekliyorum,üstü örtülü kelimlerin altından kalkmayı başarmanızı bekliyorum.Hiçi ve içi anlatmanızı bekliyorum.

Değersizliğin ödüllendirildiği,mukaddesatın hakir görüldüğü,benliğimizi vücuda getiren kıymetlerin yabancı diye yaftalandığı adaletsiz cenderede; azimle,hak olanı savunma çabamdan yılmıyordum.Ecdadımın geçen asırlarla birlikte vücuda getirdiği kıymetli hazineyi yüceltmekten bir an geri durmuyor ve bu hazinenin bakiyesi olan eşsiz dili aciz kalemimle yansıtarak ;karanlık ruhları aydınlığa boğmaya,özden yoksun sahte ışıldakları eritmeye ve genç dimağlara yol göstermeye çalışıyordum.

El yordamıyla şakağını bulan bu yazının sahibinin kalemine bin atımlık yanlızlıklar sürülmüş.Sitemin en kör hali batıyor şimdi bana.Kalemin azarlanmamış hali var karşımda lakin özgürlüğü de verilmemiş.Adınız damlıyor satırlardan ama açtığım avuçlarım yetmiyor yere düşürmemek için sizi,parmaklarımın arasından süzülen anlar, anlamlar, kelimeler, harfler var.Parmaklarımın arası boş,kavrayamıyorum,tutamıyorum.Satırlarınıza düştüm,satırlarımdan düşmeyin desemde anlatılmamışlıkların boşlukları var...

Yaşanan hayal kırıklıkları sonrası kalpte biriken hüzün yükleri bedenime ağır geliyor ve beni mecalsiz bırakıyordu.Kederin zirve yaptığı bu dönemlerde,münzevi bir hal ediniyor ve Sahib-i Mutlak’a sığınıyordum.Varlığımı çepe çevre kuşatan ,iliklerime kadar işleyen yakıcı maraziyet ,ilahi kelamın ruhu dirilten ve umut var eden edasıyla bertaraf oluyordu.

Sabaha yine bir gece kala ilişmemeye karar vermiştim ben adı hayal olana.Sabaha ne zaman bir gece kalsa ben bu kararı hep veririm.Ölümden dönen yaralı kelimeler var burda duayı şahit tutuğum...Dualar ki şahit olabilecek kadar gerçek ve keskin,ruhu dirilten umudu var eden.

Her şeye rağmen yüreğimdeki hayali resmetmeye devam ettim ve bundan sonrada devam edeceğim.Zira derdim ne katredir ne de aydır,derdim deryadır,keyvandır;beklentim dünyevi hayatın nefsani arzularına dair değildir.Hislerimin,fikriyatımın makes bulacağı gönüllere duyduğum bu bitmeyen özlemin bir gün son bulması dileğiyle…

Bitmeyen özleminiz boynu bükük bir güle hiç bestelenememiş şarkı kıvamında.Basmadığınız notalardan dolayı melodiyi tek duyamayan ben miyim? Ben miyim birtek kaleme hüküm giydiren?

Gecenin efkar yükünü anlatamayan lakin azrail'ine belki de bir nefes kala sadece yazmak çabasında olan...Kaleme olay değil olgu sayıklatan,içinde kanamalar olan,lisanı dünyalığa susturan ,kalbi dünya tarafında vurulan ben miyim birtek?
Sadece ben değilim galiba müebbetteyim ve iyiyim diyen.

Buz tuttu yangın kokan saçlarım,Züleyha'ya bıraktım ben artık sözlerin en afillisini,Mecnun yaşıyor acının gerçeğini,Yusuf'un yüzünde kaldı güzelliğin tanımı,Yakup'un gözlerine battı.Maktüllüğüm Habil kadar,katilliğim ise Kabil.

Ölüm kadar kusursuz bir siyah buldum,taktım gözlerime,karşı yakası olmayan denizlerin mavisi gibi bir renk daha buldum oda hayallarimde,tüm sağırlıkları kabul ettim ve sustum duymadığım sözlere.

Müebbetteyim ve iyiyim...


Aziz Dost Devinizm

19/11/2007 · Kategori: Hatirladiklarim



Aziz dostum;

Popüler kültür partilerinde çiğnenen bir sakız oldu edebiyat; cümle kurma yeteneğinden yoksun olanlar, saçma kitaplar yazar oldular...

Geçmişin dehlizlerinde unutulan bir ışık oldu umut, geçmişi görenler bize anlatır oldular...

Gelecek bir şarkı oldu aylakların elinde, büyük insanlar yarınlara bakmaktan korkar oldular...

Bir ışık var mı söyleyin dedim, gelip geçenlere; umut var mı, arayın bulun labirentin derinliklerinde... Yokoluş varolmakla mı başlar, bugünden sonra yarın mı, ne var?

İşte böyle derindi endişelerimiz ve umutlarımız yıldızlar kadar yüksek, gülümsediler, göz kırptılar uzaktan.Yarınları kim inşa edecek?

Aziz dostum; yazmak en zor eylem oldu artık. Dört bir yandan en büyük değerlerimiz saldırıya uğrarken, sözcüklere hakim olmak o kadar zor, o kadar tehlikeli ki...

Belki de bu nedenle bir gelecek hayali kurabiliyoruz, yazabildiğimiz sürece varolduğumuzu kanıtlıyoruz.

Yazabildiğimiz sürece, inanıyoruz geleceğe, kimsenin gitmediği yıldızların saf gülümsemesine inanıyoruz.

Bu yüzden hep yaz dostum, hep yaz, yıldızlara dokunacak kadar yakın olana dek yaz...