Sakari

15/6/2008 · Kategori: Siirimsiler

Sakari, bir asi mevsimsiz dilber
Hercaidir yüreği, gözleri girdaba benzer

Suskunluğu çöl, coşkunluğu sel
Acısıyla mağrur, buz gibi camdan heykel

Geceyle sinsice uzanır gönle
Âşık bir daha uyanamaz gündüze

Çöp misali kâh kıyıda kâh derinde
Viran kalp oyuncak olur elinde

Dipsiz maviye, kesif yeşile haşyet
Beşköprü’ ye esir düşmeyen cesaret

Aziz yolunda oldu hal-i pürmelâl
Enginlere yalnız gitme beni sinene al.

*Sakari : Sakarya, Beşköprü : Bizans köprüsü

Milletine Yüz Çeviren Resmiyet - Akif'in Defnedilmesi

12/3/2008 · Kategori: Siirimsiler


Bugün 12 Mart,İstiklal marşının TBMM tarafından kabul edilişinin 87. yıl dönümü.Türk gençliği,tıpkı Çanakkale şehitlerinin destanında olduğu gibi özgürlük savaşımızda yaşanan kahramanlığı da Mehmet Akif Ersoy'dan öğrendi.Akif hayatıyla eseri iç içe geçmiş bir vatanperverdi. Özellikle yayımladığı Sebilürreşat dergisi ve vaazlarıyla milli mücadelede önemli rol oynadı.Lakin cumhuriyet kurulduktan sonra Akif sahneden sessiz sedasız çekildi.Genç Türkiye'nin yönetim anlayışı milli mücadele ruhunu şahsında taşıyan Akif'in hayat görüşüyle uyuşmuyordu.


Akif ilim alanında yeniliğin karşısında değildi.Eğitimi baytarlık olan Akif özellikle teşkilat-ı mahsusada görevliyken gittiği batılı ülkelerde;bu halkların yaşayışını,teknolojide aldığı mesafeleri yakından müşahade etme imkanı bulmuştu. Batının ilminin alınmasından fakat yaşayış tarzından uzak durulması taraftarıydı,bu anlayışını safahatta Asım'ın nesline de söylemişti.

''İnkılab istiyorum, ben de, fakat, Abdu gibi
Yoksa, ellerde kör alet efeler tertibi, Babıali'leri basmak, adam asmakla değil.
Çek bu işten bütün ihvanını kendin de çekil.
Gezmeyin ortada, oğlum sokulun bir sapaya,
Varsa imkanı, yarın avdet edin Avrupa'ya”

''Sade Garbın, yalnız ilmine dönsün yüzümüz.
O çocuklarla beraber, gece gündüz, didinin;
Giden üç yüz senelik ilmi tez elden edinin''

Lakin genç Türkiye Osmanlı mirasına yüz çevirmiş,nice şehit verilerek kovulan batı ve kültürü silahsız bir şekilde memleketin dört bir yanını sarmıştı.

''Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.'' diyen Akif vatanından on yıl gibi bir süre uzaklaşmak gereği duyacaktı.Peki neydi onun gönüllü sürgüne gitmesine sebep olan hadiseler? Fethi Serhat ''Âkif: Şairin Çilesi ya da Hicrânın Dili'' isimli yazısında gelişen olayları ve sebepleri bir bir sıralıyor.

Merhum Akif Ekim 1925 yılında ülkesinden ayrılmış ve Mısır’a yerleşmiştir. Genç Türkiye’de istenmeyen adamdır artık çünkü. Milli şair istenmemektedir. Bu sonuca nerden varıyoruz, bu sonuca biz varmıyoruz şairimizin kendi ifadesi de bu yöndedir. İşte onun mısraları ile sebepler:

Mevzun düşürür saçmayı bir saçma adam var
Manzum sayıklar gibi manzume sayıklar
Zannım mütekaid şuaradan olacak ki
Hiçbir yenilik yok herifin her şeyi eski
Hâlâ ne sakaldan geçebilmiş ne bıyıktan;
Âsârı da memnun görünüyor köhne kılıktan
Hicrî, kamerî ayları ezber sayar ammâ
Yirminci asır zihnine sığmaz ne muamma
Ma’mure-i dünyayı dolaşsa da yer er
Son son, “Hadi sen kumda biraz oyna” demişler

Evet, bir resmi gazetede çıkan yazıda artık Akif’in devrinin kapandığını söyler bir yazar. Ve ona “Hadi git artık sen kumda oyna” der. Bu yazı tuzu-biberi olur terk-i diyar etmesinin.

Tuz-biber olmuştur bu son sözler. Peki, ondan önce neler olmuştu?

Terk-i vatanı kafasına koyan şairi bu düşüncesinden vazgeçirmeye çalışan yakın arkadaşları Neyzen Tevfik’in kardeşi Şefik Kolaylı’ya ve Prof. Dr. Fazlı Yegül’e şunları söyleyecektir: “Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum ve işte bundan dolayı gidiyorum.”

Bir başka sebep: Osman Yüksel Serdengeçti’nin Akif’in yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay’dan naklettiği cümleler: “ Çanakkale zaferinin yıl dönümüdür, bir tören yapılacak ve şehitler anılacak. Dönemin meşhur şairlerinden birisi kürsüye geliyor ve şunları söylüyor: “ Maalesef, Çanakkale Şehitleri için güzel, şehitlerimizin şanına layık bir Türk şairi tarafından bir şiir yazılamadı. Çanakkale Destanını yazan Türk değildir. Çaresiz Türk olmayan bir adamın şiirini okuyacağız” yavesini savuruyor ve Akif’in şiirini okuyor. Merhum Akif bu hadiseyi duyar. Çok, pek çok mütessir oluyor, o kadar ki koskoca adam çocuklar gibi ağlıyor. Çanakkale şehitlerinden onu ayırmak, “Sen Türk değilsin” demek… Bu hareket ve hakaret zamanın zamane şairi, devlet şairi, resmî şairi tarafından yapılmış. Tam da o sırada dönemin resmî gazetesinde “ Hadi sen git, artık kumda oyna!” demişler. Akif bunu da okuyor ve artık Türkiye’de duramıyor."
Akif için Mısır hayatı çileli geçecektir,hayal kırıklığına uğramıştır fakat acısını içine atmış ve kimseyi kırmamıştır.

Türkiye cumhuriyeti milli şairi sürgüne giden bir ülkedir.Devlet resmiyeti ona vefatında bile sahip çıkmamıştır.

İşte bu manzume Akif'in şahsıyla bütünleşen yüzyıldır süren krize tarafımdan verilen bir tepkidir,onun çilesinin Türk gençliği tarafından bilinmesi ve unutulmaması dileğiyle.



Milletine Yüz Çeviren Resmiyet

Sükûnun takrir edildiği soğuk bir kış günü
Türk milletinin bağrına bir kor düştü
Kâğıdın yüzü buruştu, kalemin boynu büküldü.
Milli şairin ruhu arş-ı alaya süzülmüştü.

Naaşı karlı yollardan Beyazıt camiine getirildi.
Örtüsüz tabutu avluda yalnızlığa terk edildi.
İslam ülküsüne yüz çeviren bir avuç mirasyedi
Seng-i musallada bile kadrini bilmedi.

Resmi vefasızlık kuşatmışken mabedi,
Asım’ın nesli şanlı akıncı gibi yetişti.
Yirmi beş asırlık fütüvvetin timsali,
Al sancağa sarıp omuzladı cenazeyi.

Tekbir saikaları gönderildi yerden göğe
Şüheda toprağı evladını aldı sinesine
Kahramanların destanını yazan abide-i seciye
İstiklal marşıyla kavuştu ebediyete.



Akif Taksim'de Mısır apartmanında hasta yatağındayken.







Edirnekapı şehitliği.

Son Nefes

15/1/2008 · Kategori: Siirimsiler



Kardeş dediğim vurdu sırtımdan,
Allah şahidimdir,ızdırabın böylesini görmedim ağyardan.
Çakalların sevinçle uluması yankılanırken pencereden,
Azrail uzakta; ölmek için henüz erken.
Perdenin ardındaki korkak manzarayı izliyor,
İzbedeki tablo affedilmeyi hak etmiyor!
Hayalimde mor çiçekli kızın gülümsemesi
Ve merdivenlerde kindar acuzenin ayak sesleri.
Kan revan içinde sağa sola ateş ediyorum,
Bitmeyen özlemin kapısında çare diye inliyorum.
Posta kutusunda okunmayan mektubum,
Hüzne teslim inkisara uğruyorum.
Vakit tamam, elveda…
Kulağımdaki tını Prelude,
Son nefesimi gözüm açık veriyorum.







Nur-u Bedr

27/7/2007 · Kategori: Siirimsiler




Biyanın esaretinden firar eden nur-u bedr,uzletine iltica eyleyip çehre olmuş sana,
Lemeat-ı şems,bir potada girye ile cevher edilip kalp olmuş sana,
Baharda neşeyle çağlayan benat-ül arz,kalıba dökülüp ruh olmuş sana.
Aziz ki pürkusur bir mecnun-u müzmindir,mahcubuyetini görmez misin hala?

Asi Cambaza ithafen

27/7/2007 · Kategori: Siirimsiler

O'nun olmadığı yer gam kesavet dolu girift çıkmaz.
Sen bu yalancı sahnede asi cambaz,
Ne belinde ip var ne altında tramblen,ruhun neden emniyet almaz?
O hesapsız iş yapmaz,sanır mısın yaptıklarımızı saymaz?
Düştüğünde zanneder misin seni uyandırmaz?

Elveda

27/7/2007 · Kategori: Siirimsiler

Dalgın ve umarsız halinle kırıp döktün kalbimi.
Bekleyen bir süzgündense çekilmişi oynarım.
Bundan gayrı düşmanım bile değilsin!
Elveda çok sevdiğim ama unutmak istediğim.


Sitem

27/7/2007 · Kategori: Siirimsiler

Özledim canım İstanbul’u...
Doğrudur bu şehir insana sürekli aşkı fısıldıyor.
Sarayburnu’ndan bir bakışım yetti sana vurulmama ey şehirlerin sultanı!
Hani aşık güzele baktığında hep bir hüzün sarar ya sinesini,
O açıklarda bir kız kulesi bense Üsküdar sahilinde sönmüş bir sokak lambası.
Ah bakışların yolgeçen hanı,yine sevdirmişsin kendini cümle aleme!
Yetmez tabi,yetmedi de sana bir kuru sevda.

Şetuğka

27/7/2007 · Kategori: Siirimsiler

Ey cihan-ı levaminin cevahirül zişanı,
Arş-ı alanın şuleriz keyvanı.

Bedayipesend ömrüm gurbetül şeditte biçare.
Nur-ı yeksan eylede dilharap etme.

Şerminle celp edip lema eyledin
Aziz gibi mekaribi şeyda eyledin.