Zindan...

2/7/2009 · Kategori: Yazilarim

Hangisi daha evla bilemedim.Samimiyet peçeli buz kalıbını boyuna silkeleyip özündeki kutsiyeti açığa çıkarmaya çalışmak mı? Yoksa eller semada duadan gayrı bir şey etmemek ve sükut içerisinde nihai sonu beklemek mi?

Ne feryad edersin divane bülbül
Senin bu feryadın Gülşene kalsın
Bu dünyada eremezsen murada
Huzuru mahşere divana kalsın*



Üstadın mezarından kopardığım çiçek.

Bekliyordum ama kimi? Mana cevherine yüz çevirmiş ‘’Nefsi,nefsi! ‘’diye hınçla feveran eden, mutluluğu; kalbi kırık aşıklar peyda etmekte bulan sanatlı sufliyeti mi? Yoksa, yarini bulmanın sevinciyle köy yolunda neşeyle koşan, buram buram Anadolu kokan saffet abidesini mi? Birinin gelmesi tabiatına aykırıydı, diğeri ise gelemeyecek kadar uzaktaydı; ötelerin ötesinde…

Bir zaman sonra bu düşünceler zihnimi sessizce terk etti. Artık mücadele etmiyordum. Göz pınarlarımın kuruduğunu acı bir şekilde fark ettim. Dünyaya dair kaygılara düşünce kalbi melekelerim körelmiş adeta iflas etmişti. Rabbim zalimin eliyle beni bu halden kurtardı. Kanun koruyucusu artık zindan bekçisiydi. İdareden kodese bir garip tasfiyeydi olan.

Reis Bey’in ilhamıyla parmaklıkların üzerine hayalimde bir sözcük yazdım: Merhamet! Mahkûmların isteklerine, feryadına hep merhametle mukabelede bulundum. Onların duasının derdine düştüm. Ne, sara krizleri geçiren bombacı Mülayim,ne de sarhoş Rizeli.Sade biri
beni fazlasıyla yordu; merhametin öldürdüğü arsız Ukraynalı Helena… Bitmek bilmeyen istekler ve suiistimaller,mevzu Helena olunca değişmez kabullerdi.Bir gün sabrımı yitirdim ve kalbini kırdım,sonrasında pişman oldum ama belli de etmedim.Ertesi gün beni zindanın önüne çağırdı ve parmaklıkların arasından kağıttan yaptığı gülleri uzattı. İşte merhametten doğan  iyilik ve incelik dedim kendi kendime.Gözyaşlarım içime aktı.

Uğradığım zulüm karşısında her şeyi unutmuştum.Ailemi,dostlarımı,arkadaşlarımı ve sultanı.O kağıttan güller bana kim olduğumu hatırlattı.Sultan benim kalbimi değiştirdi. Fakat ben ihlas yoksunu dualarım ve aşağı seviyemden olsa gerek ona zerre tesir edemedim.Şimdilerde çektiğim çileyi kalbimin saflaşması adına başka bir merhale olarak görüyorum.Rabbimin bir gün sultana dair olan dualarımı kabul etmesini diliyorum.


*''Ne feryad edersin divane bülbül'' : Erzurumlu Emrah

İşittik ve İtaat Ettik

31/5/2009 · Kategori: Yazilarim



Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Ey insanlar! Siz içinizdeki şeyleri açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onlardan dolayı hesaba çeker. Sonra dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır. Doğrusu Allah her şeye kadirdir
(Bakara Suresi 284. ayet)

Allah resulu ayeti ashabına tebliğ etti.Ayet;içinizden,aklınızdan geçen her türlü kötülüğün ve fenalığın hesabını Allah size soracaktır diyordu.

Sahabenin çilekeş omuzları böylesi ağır bir yük görmemişti.Ayeti duyan rengi benzi atmış bir şekilde mescide,efendimize(SAV) koşuyordu.Kendilerinden istenen herşeye evet diyen,birgün olsun ''of'' demeyen sahabe,nasıl olup da bu ayete gücünün yetmeyeceğini söyleyecekti.Mescide girenin dizlerinin bağı çözülüyor,olduğu yere çöküp kalıyordu.Efendimiz(SAV) çehreleri dertli sahabeyi görünce onlara: ''Ne istiyorsunuz?''
diye sordu.İçlerinden biri cesaret edip umumun derdini ayan etti ve şöyle dedi:''Ya resulallah Allah'ın bize farz kıldığı;namaz,oruç,cihat,sadaka işte bunları gücümüz yettiğince yerine getirmeye çalışıyoruz.Fakat bir ayet indiki vallahi buna gücümüz yetmeyecek''. O sahabeki: ''Ey iman edenler! Allah'tan O'na yaraşır şekilde, hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin'' ayeti nazil olduğunda namaz konusunda rüşdlerini ispat etmiş;alınları, dizleri nasır tutmuştu.Mallarını Allah yolunda infak etmiş,cihat çağrılarına kayıtsız kalmamışlardı.İşte bu ashab,bu defa ayet karşısında gücümüz yetmeyecek diyordu.Efendimizin(SAV) büyük siyah gözleri hüzünle dolmuştu.İnsanoğlunun en güzelinin çehresi gözyaşı sağanağının arifesindeydi.Fakat birden ince uzun kaşları çatıldı,kaşlarının arasındaki damar belirginleşti.Çünkü burada bir isyan emaresi sezmişti.Allah resulu sahabeye şöyle dedi:Sizden evvel, iki ehli kitabın;hristiyan ve yahudilerin dediği gibi: ''Evet Allahım emirlerini duyduk ama başkaldırıyoruz'' mu demek istiyorsunuz? Derdi ayan eden sahabe konuştuğuna bin pişman olmuştu.Başlarını eğmiş sükut etmişlerdi.O şefkat ve merhamet peygamberi,yüzü semada meseleyi hafifletmenin yolunu arıyordu,vahiy bekliyordu.İnsan içinden geçenin de hesabını verirse hali nice olurdu? Mahsun bir şekilde durumu kabullendiler ve ne yapalım der gibi başlarını kaldırıp gözlerini efendimize(SAV) çevirdiler.Allah resulu şöyle buyurdu:''Allahım işittik ve itaat ettik''.Ardından sahabe, efendimizin(SAV) sözlerine iştirak etti.Hepsi birlikte:''İşittik ve itaat ettik'' diyordu.Hakimlerin hakimine olan biat, bir kutlu beste gibi arzdan arşa yükseliyordu.Derken semanın dili çözüldü ve ayetler nazil oldu.

''Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, müminler de! Onlardan her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. "O’nun resullerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz." dediler ve eklediler: "İşittik ve itaat ettik ya Rabbenâ, affını dileriz, dönüşümüz Sanadır." (Bakara Suresi 285. ayet)

''Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. Ya Rabbenâ! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma! Ya Rabbenâ! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ya Rabbenâ! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma! Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize! Sensin Mevlâmız, yardımcımız! Kâfir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize!'' (Bakara Suresi 286. ayet)


Allah'ı görüyormuş gibi yaşamak,işte takva ehline yaraşan,ihsan makamına ulaştıran hal...Ayetler nazil olduğu sırada yaşanan bu hadiseleri dinlemek beni hep duygulandırmış ve nihayetinde sarsmıştır.Kalemim yettiğince yazmaya çalıştım,varsa bir eksiklik,hata bendendir.Her türlü hatadan ve yanlıştan münezzeh olan Allah'tır.Allah'ın sözleri kainatın en kudretli sözleridir.

Ferit'in Feryadı:Sonsuzluğa Hasret

25/2/2009 · Kategori: Yazilarim



Yasin'in haber verdiği üzere üstad Farid Farjad 18 Nisan'da Bostancı'ya geliyormuş.Üstadın İstanbul'daki tek konserini benim mıntıkamda verecek olması ne garip.Bir görev söz konusu olmazsa bu fırsatı değerlendireceğim.

Sanki yıllardır yazmıyorum.Birileri kalbime dokunmasa yazacağım da yoktu zaten.Bugün sufliyetin esiri olmuş iki şahsiyet yalnızlığımdan dem vurup:''Sen bir ölüsün!'' diyerek akılları sıra beni rencide etmeye çalıştılar.Onlara cevabım:''Elhamdulillah'' oldu.Şaşırıp kaldılar,bir anlam veremediler cevabıma ve nedenini sordular.Onlara:''Yarın hesap günü nefsimi öldürdüğüme şahitlik eder misiniz? diye sordum.Bu istek onların harcı değildi tabi,anlamadılar ve gürültülü konuşmalarına devam ettiler.

Farid Farjad'ın kemanı kalbe hitap eder.Varlık sebebinden uzakta bu dünya cehennemine atılmış olan insanın,bütün aldatan perdeleri kaldırdığı vakit bulacağı duygu hasretten öte bir şey değildir.Sonsuzluğa hasret,en sevgiliye hasret...

Bu dünya bir lunapark olmuş adeta.Heryer hınca hınç dolu,gürültülü bir müzik yeri göğü inletiyor.İnsanlar; gondolda geriliyor,pistte arabalar çarpıştıkça gülüp eğleniyor ve perili evde korku dolu anlar yaşıyor.Eğlenenleri izlemek durumunda kalan bazı çocuklar iç geçiriyor,bazısı hüngür hüngür ağlıyor.Kimisi de meydanın ortasında kulakları tıkalı,elleri bağlı:''Banane ben oynamayacağım'' diye söylenip duruyor.Ben mi nerdeyim? Ben gürültünün en yoğun olduğu yerde,karanlık bir köşede keman çalan deliyim.Beni duymuyorsunuz...


Bu dünya hayatını zevk ve eğlence yeri olarak görenlerin kuşatmasında Hakan Günday'ın ''anlaşılmak'' üzerine yaptığı tesbite bir göndermeydi bu benzetme...

Kalbinizi diriltin,Farid Farjad dinleyin...

Efendimizin(SAV) üstün ahlakı ve İhlas...

21/1/2009 · Kategori: Yazilarim

İftiralarla,eziyetlerle müslümanları yolundan döndüremeyeceklerini anlayan müşrikler,uzlaşma kisvesiyle efendimize(SAV); mal,mülk ve yönetimde söz sahibi olmasını teklif ederek davasından tavizler vermesini istemişlerdi.Bunun üzerine efendimiz(SAV) küfrün karşısında dimdik durarak kararlı bir ifadeyle: ''Güneşi sağ elime, ay'ı da sol elime verseler, ben yine davamdan vazgeçmem'' demişti.Güneş ve ay hiçbir dünyalının sahip olmadığı ve olamayacağı kıymetlerdi fakat Tevhid davasının;bu üstünlüğü mikyas kabul etmez davanın yanında, değerleri koca bir hiçti.

Savaşlar sonrasında elde edilen ganimet Allah'ın meşru kıldığı birşey.Efendimiz(SAV) zaferle nihayete eren bir savaş sonrası sahabiler arasında ganimeti taksim ediyor.Sahabinin biri kendisine uzatılan ganimet karşısında rencide oluyor ve efendimize(SAV) yönelerek:''Ya resulallah ben bunun için müslüman olmadım,(göğsünü işaret ederek) şuradan bir ok yiyeyim diye müslüman oldum '' der ve önündeki bir savaşta orasından bir ok yiyerek vefat eder.

Biz bu dünyaya ait hiçbir kıymet için müslüman olmadık.Bizim gailemiz bu dünya değildir.Savaşta gaza ruhuyla mücadele eden müslümanlar,Allah'ın rızasının dışında,sonsuza varmak dışında hiçbir çıkarın peşinde değillerdir.İnanmış bir insanın kalbinde ihlastan gayrı var olacak en küçük bir his bile onu felakete sürükleyecektir.

Bir muhteremin naklettiği sahih bir hadiste geçen ifadeler...

''Adam cihad ediyor,ölüyor ve Allah'ın huzuruna çıkıyor.Şehit oluyor.Allah diyorki:Senin içinden geçen şey,sana kahraman desinler diye idi.Dolayısıyla aldın mükafatını,dediler.Sen çok küçük şeye bağladın onu,sana kahraman desinler diye yaptın.Dolayısıyla az birşeye razı oldun.Oysaki ben sana büyük şeyler lütfedecektim.

Malını bütünüyle infak ediyor.Allah cehenneme diyor.Malını infak ederken sana cömert desinler diye yaptın diyor.Sen küçük şeye bağladın onu,verdin.Büyük şeyler onunla peylenirdi fakat mülahazan o değildi.

İlmini yaydın.Her önüne gelene Hakk'ı hakikati anlattın,yazdın çizdin.Makaleler doldurdun,kitaplar ortaya koydun.Ben bunu yaptım Ya Rabbi dedin.Allah cehenneme dedi zira bütün bunları sana alim desinler diye yaptın ve dediler.''

Tevhidi tebliğ edenlerin kafirler karşısındaki savaşının çıkar için olmadığı apaçıktır.Bir müslüman için gayelerin zirvesi Allah'ın rızasından başka birşey değildir.Allah'ın rızasını kazanmak masivanın gelip geçici olan bütün payelerinden arınmakla olur.

Şu Anadolu topraklarında;bir karış toprak parçası yoktur ki şehit kanıyla sulanmış olmasın,mücahitlerin kılıç seslerini işitmiş olmasın.Bu aziz vatan İslamın sancaktarlığını yapmış bir kutlu milletin yurdudur. Yahu çalı süpürgesinin bile kökleri var.Ecdadınıza bakıpta nasıl ibret almazsınız? Aklım almıyor ve kalbim bir ilahiye sığınıyor.

Semadan sırrı tevhidi duyan gelsin bu meydane
Derun içre bu gün Allah diyen gelsin bu meydane

Saladır ehl-i irfane götürsün canı kurbane
Bugün başını merdane koyan gelsin bu meydane

Bilenler ilm-i gaffarı
Duyanlar sırr-ı settarı
Cihanda şişe-i arı kıran gelsin bu meydane

Kamunun halıkı birdir
Niçin bazısı kafirdir?

Bu ne hikmet ne sırdır?
Bilen gelsin bu meydane

Medet ya kerim Allah
Cihan envar ile doldu
Gönül maksudunu buldu
Bugün Nuri imam oldu
Uyan gelsin bu meydane...

Çöle İnen Nur

15/1/2009 · Kategori: Yazilarim

  Yıl 1932. Ünlü psikanalist Sigmund Freud’a ABD’den gönderilen bir mektupta kısa bir soru vardır:
“Sevgili Sigmund,
İnsanlardaki özellikle aydın dediğimiz eğitimli kesimde bile var olan bu kin, nefret, bu yok etme dürtüsünün kaynağı nedir?”
Yanıt ise daha da kötümserdir:

“Üstadım,
İnsanda iki temel dürtü vardır.
Biri sevmeye, üretmeye yönelik, diğeri ise saldırgan dürtüler. Yani aşk ve nefret şeklinde özetleyebiliriz.
Bunlar sizin de çok iyi bildiğiniz çekme-itme kutupları gibi düşünülebilir. Her ikisi de insanda var oluşundan beri vardır ve birini bile kaldırmayı düşünmek beyhude bir çaba olacaktır’’


İnsanlığın iftihar tablosu,fahri kainat efendimiz(SAV) nübüvvetin 11. yılında Taif yollarında Hakk'ı anlatmaya,cehalete esir düşmüşleri doğru yola çağırmaya devam etmekteydi.Taif'e geldiğinde onu çirkin sözlerle karşıladılar,onunla alay ettiler.Bütün bunlar yetmezmiş gibi öfkeden çılgına dönerek efendimizin(SAV) üzerine taş yağdırdılar.Efendimizin(SAV) gözleri yaşardı,ayakları kanlar içerisinde kaldı.O an Allah Cebrail'i semadan yeryüzüne gönderdi.Cebrail Efendimize(SAV):''Ey Allah'ın resulu,emir buyur Ebu kubeys dağını başlarına yıkayım, sen emret iki dağı birbirine geçireyim,yeter ki sen iste ben senin emrindeyim'' dedi.

O şefkat ve rahmet peygamberi bunu istemedi ve şöyle dedi:''Ya Rab bilmiyorlar bilselerdi yapmazlardı. Hidayet verecek olan ancak sensin, ümit ediyorum ki bu zalimlerden gerçekten sana hakkıyla iman edenler çıkacaktır. Ben yalnız sana tevekkül eder ancak senden yardım dilerim, kusurlarımdan dolayı sana tövbe eder sana sığınırım''.

Sigmund 'un kemikleri sızlasın, öfkeye merhametle mukabelede bulunan efendimizden(SAV) habersizlere veyl olsun!

Söyle kardeşim(Yılmaz), eziyetlere direnen, öfkeyi yok etmeye çalışan efendimizin(SAV) çabası beyhude bir çaba mıydı?

Hidayet ancak Allah'ın elindedir ve bizi kurtaracak olan, nasipsizlere göre ''beyhude'' ,bize göre ise gayet anlamlı olan işte bu çabadır.

Sevdalı Şehit

26/12/2008 · Kategori: Yazilarim


Ah ana ben ölür müyüm? Acep yok olur muyum?
Nazlı yârin dilinde ad olur kalır mıyım?
Ana beni sakın sakın öldü bilme!
Canımda can gitti deme!
Koparsa yine bir fırtına ve kem göze gelirse yurdum,
Bu toprak taşırmı beni kudururum.
Anafartada gelincik Sarıkamış'ta kardelendim.
Sakarya'da boy verdi diktiğim fidan.
Ana şimdi sana ağlama derim ya,
Bilirim sen yine ağlayacaksın.
Göz pınarların ne zaman kurudu ki?
Şimdi de kurusun.
Olsun be ana olsun! Vatan sağ olsun! *


17 Aralık 2004 günü 8 özel harekat polisi Türkiye'nin Bağdat Büyükelçiliği'ni koruma görevi için 4 araçlık konvoyla Silopi'deki Habur Sınır Kapısı'ndan çıkış yapar.Konvoyun en önündeki araçta polis memurları Celalettin Almaz ile Engin Gürvel, onun ardındaki araçlarda başkomiser Nihat Akbaş, komiser Bilal Ülgen, polis memurları Adem Çiçek, Bülent Kıranşan ve Süleyman Karahasan bulunmaktadır.Son araçta ise konvoyu Mustafa Aktaş takip etmektedir.Özel Harekat polislerinin bulunduğu konvoy Türkiye sınırından 225 km uzaklıkta haince bir saldırıya uğrar.Celalettin Almaz ile Engin Gürvel'in aracı saldırıdan kurtulmayı başarır. Ancak konvoyun iki ve üçüncü sırasındaki araçlar yoğun çapraz ateşe maruz kalır.Bu araçlardaki başkomiser Nihat Akbaş, komiser Bilal Ülgen, polis memurları Adem Çiçek, Bülent Kıranşan ve Süleyman Karahasan'ın ruhları şehadete erer.



İçişleri Bakanlığı önünde şehitler için bir tören düzenlenir.Zamanın Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner konuşmasında töreni, "Amirin memurun, en yüksek makama terfi töreni" olarak nitelendirir.Evet onlar peygamberlikten sonra en yüce mertebe olan şehitlik mertebesine erişmişlerdir.Şehitlerimizi unutmadık ve unutturmayacağız.


Elazığlı Muzaffer ve Ordulu Reis'in Çanakkale'deki Arı Burnu şehitliğini ziyaretleri sırasında atalarına imrendikleri an.

*Ahmet Şafak;Sevdalı Şehit


Sevdali Sehit - Ahmet safak

Beni görme,duyma,söyleme

24/10/2008 · Kategori: Yazilarim


Aylar sonra Savarona'yı bir kez daha görmek, dün akşam köprüden geçerken nasip oldu.Savarona; sevdasını geç bulup erken yitiren bu sebepten gözüme hep mahsun gelen güzellik.Ata'nın aziz hatırasına saygıdan olsa gerek saraya nazır demirlemişti.Manzarayı görünce içlendim,gözümü yumdum fakat yinede seni düşünmekten kendimi alamadım.

Ruhuma dokunan birçok şey senden sonra manasını değiştirdi.Lise sıralarında solcu öğretmene ve yardakçı öğrencilerine karşı coşkuyla okuduğum ''Sakarya destanı'' artık her mısrasıyla buruk bir acı yumağı... Kendi ellerimle kırıp çöpe attığım gül ile küstüm bütün çiçeklere.Doğduğum topraklara hayat veren nehrin adını lügatimden sildim.Yeşilin maviyi kucakladığı Karadeniz, özlem değil gayrı bir inkisar coğrafyası...

Ortalık karışık malum.Her köşe başını dönüşümde içimden:'' Kahpe kurşun, vuslat nerede,ne vakit? ''diye söyleniyorum.Tedirginim.Ettiğim dua geliyor aklıma:''Gölgene yabancı bir karartının değdiği haberi bana ulaşmadan...''.Geçenlerde bu ifritten his sardı beni birden.Nasıl oldu bilmiyorum, jiletle baş parmağımı kesmişim.Parmağımda kalbimdekine eş, geçmeyecek bir iz var artık.Ahh Sakari beni ne hallere düşürdün sen...Bu derde dayanmak ne kadar zor,o kötü haberi duymayı beklemek ne kadar acı...

Bu dünyaya ait değilim.Ey tenperverler sizin olsun bu dünya... Yok olacak değilim.Ben yok olamam.Bu taş,bu toprak yüzyıllarca dururken olduğu yerde ben yok olamam.Sonsuzluğu istiyorum.Üstadım, asla ulaşamayacağını ima ederek sonsuzluk kervanının peşinde üç ayaklı köpek diye kendini tarif etmiş.Peki ya ben? Benimse bir tek ayağım bile yok.Heyhat! Yuvarlanmaktan,debelenmekten gayrı hareketim yok. Al bayrağa sarılmış tabut; işte o, o benim kurtarıcım.

Beni görme,duyma,söyleme...


Kalpler yalnız Allah'ı anmakla huzur bulur

12/10/2008 · Kategori: Yazilarim

tuhafım'ın ilhamıyla...

Üstad Necip Fazıl namazda kıyamdayken...

'' Bedeninize ve kalbinize ilişen her kalp ağrısı ve ızdırap,sizi kulağınızdan çekerek Vadedilen Yer'e götürür.Rabbiniz sizi ,yönden ve yandan münezzeh O Yere,gerisin geri çekmek için her yönden dert yollar.''*

Sevgili alinay'ın ifadesiyle ''efkarın ve ümidin dağladığı kalp'' ;rezalet tüm ihtişamıyla arz-ı endam ederken,elindeki mikroskopla iyiye ve güzele dair bir küçük emarenin arayışında olandır.O beklenen parıltıyı bir lahza gördüğünde sevincine diyecek yoktur.Elindeki sihirli asası yani kalemiyle bir anda taşralı kibir budalasını asalet timsali sultana çevirir.Söylenenlere kulak asmaz, kalbini ezer durur.Bağırır,göz yaşlarına boğulur.Oysa bir gök gürlerken bağırmalı,bir yağmur altında ağlamalıdır.Fayda etmez inleyişi ve çabası çünkü;dağları iğne ile kazımak,kalplerden kibri kazımaktan daha kolaydır.Izdırap içerisinde yüce yaratıcıya sığınır.İnanan insanın görevi ızdırabını çözümlemektir.Allah sevdiği kulunu her dem dünyaya küstürür.Sabrını ve sadakatini sınamak için birbiri ardına dert yollar.Teslimiyet içerisindeki inanan insanın derdi dermanıdır artık.

Biz insanlar, yüce yaratıcının sonsuz nurunun yeryüzündeki tecellisiyiz.Bu gerçeğin farkında olan inananlar için dünya acı bir gurbet diyarıdır.''Vadedilen Yer'' hasretin bittiği yerdir.Secdede içli bir yakarış;kulun masivadan sıyrıldığı, uzun süren ızdırabın huzurla nihayete erdiği andır.

Zara yeni kasetinde;adeta uçlarında tuzdan birer iğne bulunan bir püskülün kalbe değdirilip çekiliyormuş hissini uyandıran büyülü sesiyle, uzun havayı ne de güzel okumuş.

Seher yeli bizim ele gidersen,nazlı yare küstüğümü söyleme, söyleme....Ne hallere düştüğümü sorarsa,o yar beni sorarsa... bağrıma taş bastığımı söyleme,ona söyleme,yare söyleme,söyleme...

Böylesi feryad eden bir yürek kime sığınır,teselliyi nerede bulur?

Evet,kalpler yalnız Allah'ı anmakla huzur bulur.
...
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
**

* Su üstüne Yazı Yazmak;The Sufi Path of Love: The Spiritual Teachings of Rumi,William C. Chittick
** NFK : Zindandan Mehmed'e Mektup

Hesaplaşma

25/7/2008 · Kategori: Yazilarim

Ben yanlış zamanda,yanlış yerde olan bir talihsizim.Bütün bu hengamenin sebebi kardeşlerimden ayrılmam ve ferdi bir mücadeleye kalkışmamdan ileri gelmektedir.

Kuru ağaçlar sessiz ve şikayetsiz yanarlar,oysa yaş ağaçlar haykıra haykıra,sızlana sızlana yanarlar.''Aziz Olmak'' pişmeden yanmaya kalkan bir acizin feryadıdır.

Ben pür kusur Aziz; dansözden mahremiyet,sarhoştan sadakat,çirkeften edep ve sağır sultandan merhamet dileyerek haddimi aştım.Hoyrat ve niteliksiz ellerimle çöplükte çiçekler yetiştirmeye sevdalandım.Gazali'nin işaret ettiği,adi madenleri altına dönüştüren manevi simyayı hep yanlış yerde aradım.

İnsanların taş üzerine kazıdıkları yüzyıllık yazılar,
Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir.


Bütün bu yazıları kaleme almak için günlerce uğraştım.Bazı cümleler için ilahi çerçeveyi aşmamak maksadıyla ulemanın onayına başvurdum.Berisindeki hikayelerde inkisardan gayrı fasıl olmayan bu eserlerin yazılma sebebi unutulmamaktı.Fakat artık anladım ki aslolon unutulmak,ummanda kaybolmak.

Yeryüzünde kibirle gezinenlere,dünya sevdalılarına,kendisine kutsiyet atfedenlere yazıklar olsun!

Rabbimin ''Ben kuluma kafi değil miyim?''  sözüne;zayıflığından,hamlığından bigane kalan bana yazıklar olsun!

Yıkılsın fil dişi kulem,sanatlı sözlerim unutulsun.Mağrur giysilerimden arınıp sırtıma fakirlik hırkasını geçirerek aşk ülkesine doğru yola çıkmak istiyorum

Unutmak

25/7/2008 · Kategori: Yazilarim

Unutma sürecinde sevgimi ve Sultanımı terazilere koyup tartmayacağım.Hayatımın insanı olduğuna inanmıştım bu yüzden canhıraş bir çaba gösterdim fakat neticede inkisara uğradım.Bu noktada kızıp onu kıracak,incitecek değilim.

İşte binbir emekle neşrettiğim yazılarım, soylu sevdamın resmidir.Onu bir sanat eseri nevinde görüp;övgüme ve beğenime asla karşılık vermeyeceğini kabullenerek daima hayırla yad edeceğim.

Kalem,kağıt ve yollar şahittir,biz rüşdümüzü ispat ettik.

Bilemiyorum bundan öte yapılacak olan evini basıp kaçırmak olur herhalde.Her ne kadar gerekli mühimmata ve operasyon heveslisi arkadaşlara sahip olsamda eşkiyalık bize yakışmaz.Zorla güzellik de bir yere kadar.

Nasibimiz bizi bir gün gelip bulacak ancak o zamana dek yapmam gereken şeyler olduğunu düşünüyorum.En başta şu kalbimi şöyle daha kullanışlı olanıyla yani sert,sağlam ve soğuk olanıyla değiştireceğim.Rabbimden taştan bir kalp isteyeceğim.



Ben onun ''kısmet'' deyişine,''illede sen'' diyerek karşılık vermiştim ama nasip değilmiş.Hayırlısı diyelim...

« Önceki ::