Polis Muzaffer

17/8/2008 · Kategori: Emek verdiklerim



Polis Muzaffer nur yüzlü,uzunca boylu, mahçup ve mütevazi bir Anadolu gencidir.Vakar sahibidir.Simasındaki istiğrak hali,içte derinleşen fıtratının aynasıdır.Zincirleme bir şekilde vuku bulan, aşağıda anlatılan olaylar sonrasında isyana kalkışmış fakat yüce yaratıcının ihsanıyla küfür ehli olmaktan kurtulmuştur.

Saat 23:00 sıralarıydı.Bağdat caddesinde küçük bir çocuk,boş gözlerle etrafı seyrediyordu.Yolunu kaybettiği ve bu semte ait olmadığı her halinden belliydi.Devriye görevini ifa eden polis Muzaffer yanına yaklaştı;ismini ve nerede oturduğunu sordu.Küçük çocuk gözleri yerde,ürkmüş bir şekilde isminin Rasim olduğunu ve Pendik'te oturduğunu söyledi.Bir sıkıntısının olduğu açıktı.Muzaffer ses tonunu düşürerek,sokakların tehlikesinden dem vurdu ve onun yaşında birinin gecenin bu saatinde evinde olması gerektiğini söyledi.O mahsun çocuk birden şahlandı ve öfkeli bir edayla ''Caddeye gezmek için geldim.Gezemez miyim? dedi.Muzaffer gülümsedi ve ''Senin için şimdilik erken aslanım,büyüdüğünde gelir doya doya gezersin'' dedi.Çocuk: ''Abi benim bir evim yok artık, annemle babam ayrıldı'' dedi.Sonrasında ağlamaya başladı.Az önceki hiddetinin sebebi de böylelikle ortaya çıkmıştı.Muzaffer'in gözleri buğulandı ve yutkundu.

...

Tren istasyonunun bekleme kısmında onbeş-onaltı yaşlarında tuhaf giyimli bir erkek çocuk bankın üzerinde oturuyordu.Üzerindeki kıyafetler emanet gibi duruyordu.Durumundan şüphelenen polis Muzaffer,çocuğu yanına çağırdı ve kimliğini çıkarmasını istedi.Gördüğü kimlik karşısında bir hayli şaşırdı zira kimlik pembeydi.Muzaffer sormadan,çocuk hikayesini en başından anlattı.Kimlikte yazan ismi Ayça'ydı fakat o Muratcan olmak istiyordu.O, yetiştirme yurdunun zorlu şartlarında; hormonal bir hastalığın pençesinde, gerek bünyesine ve gerekse çevresine karşı mücadele etmek zorunda kalan şanssız bir çocuktu.Durumun vahametinden habersiz hali iç parçalayıcıydı.

....

Onyedi yaşındaki Özbek kızı Şarifa beşyüz TL' ye çalışmak için vatanından ve ailesinden koparak ülkemize gelmişti.Zengin bir ailenin himayesinde hizmetçi olarak çalışıyordu.Vizesi dolmuştu ve o bir kaçaktı.Bakkala gitmek için sokağa çıktığı bir gün ekipler tarafından yakalandı.Onu araçla ilgili şubeye teslim etme görevi polis Muzaffer ve bir arkadaşına verildi.Şarifa yol boyunca: ''Beni onlara vermeyin'' diye inledi durdu.Sonra durumu kabullenmiş olarak çaresizce hüngür hüngür ağladı.Sanki vatanına değilde gurbete gönderiliyordu.Bu dramın müsebbibi hiçbir şekilde polis Muzaffer ve ekip arkadaşı değildi ama o an için sanki bütün sorumluluğu onlar yüklenmişti.Polis Muzaffer Şarifa'ya üzülmemesi gerektiğini ve güzel günlerin onu beklediğini söyledi.Söylediklerine kendisi bile inanmamıştı.

.....

Tenol hanım yalnız yaşayan yaşlı bir kadındı.Bir gün banyoda duş alırken aniden tansiyonu düştü ve olduğu yere yığılıp kaldı.Tenol hanım vefat etmişti.Kimsesizlikten dolayı cesedi tam üç gün bekledi.Kapıcı alınmayan gazeteler ve etrafa yayılan kötü koku üzerine polise haber verdi.Gelen anons üzerine polis Muzaffer olay yerine ekip arkadaşlarıyla birlikte intikal etti.Manzara dehşet vericiydi.Mevtanın parçalanmış başı bir basketbol topu büyüklüğünde ve rengindeydi.Kollar simsiyahtı ve yarılmıştı.Lağım rögarlarından gelen koku,cesetten gelen kokunun yanında esans gibi kalırdı.Tenol hanımın ahvali,yaşamak bir yana; insanın nasıl öleceği endişesinide taşıması gerektiğinin en somut deliliydi.Polis Muzaffer'in bütün hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçti.

.....

Muzaffer'in kıymet verdiği bir insan vardı.Yürekten sevdiği halde onun sevdasını hakir gören ve onu defalarca azurde kılan bir insan.Muzaffer çektiği acılara dayanamadı bir gün ve ona: 'Senin için döktüğüm göz yaşlarında boğulursun inşallah'' diyerek beddua etti.Çok geçmeden sözlerinden pişman oldu ve günde beş vakit Rabbinden bedduasını kabul etmemesini diledi.Sevdiği insan dualarına hakaretle karşılık verdi.Bir de bu yetmezmiş gibi Muzaffer'in dillendirdiği kutsi sözlere aldırmadan,onu galiz mizansenlere dahil etmeye kalktı.Muzaffer onun taktığı umutsuzluk maskesini düşürendi,bütün bu insafsızlığın sebebi Muzaffer'in kendisinden nefret etmesini sağlamak ve mevcut oyunu muhafaza etmekti.

İki hafta gibi kısa bir süre zarfında yaşananlar polis Muzaffer'in ruhunda onulmaz yaralar açmıştı,yaşanan son olayla birlikte kahretmişti.Akif'in serzenişini isyanının nişanesi olarak gittiği her yerde dillendiriyordu.Oysa şikayet etmeye hakkı yoktu.

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
....
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!

Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!


Bir arkadaş sohbetinde delilere özeniyorum dedi.İdrakten yoksun olmak aslında ne büyük nimetmiş diye söylendi.Allah ona şefkatli uyarısıyla haddini bildirerek ihsanda bulundu.Adliyede,spor müsabakalarında,VIP korumada,gösterilerde,belediye yıkımlarında görev alan polis Muzaffer'in yeni görev yeri Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesiydi.Polis Muzaffer'in ruhunda ilk şok dalgasını hastanenin içerisindeki ürpertici heykel ve altında yazan sözler yarattı.





Ruhumuz yüreğinize işler
Tebessümünüz hüznümüzü bölüşür
Devran döner yerimiz değişir
Aslında biz siziz,siz bizsiniz.


Tesadüfe inanmazdı polis Muzaffer.Hastanede olmasının elbette bir sebebi vardı.Tedirgindi fakat kendisini bekleyen gerçeği bulmalıydı.Hastaların kaldığı binaya yaklaştı.Tel örgünün arkasındaki hastalardan bazısı dünyayı ilk defa gören uzaylılar gibiydi;etrafa hayretle bakıyordu,bazısı da yüzü yerde herşeyle iritibatını koparmış vaziyetteydi.Çoğu onu fark etmedi bile.Derken gözüne parmaklıkların arkasında ona bakan bir kadın siması ilişti. Kadının yüzü yara bere içindeydi ve dudağının alt kısmının sağ bölümü yoktu.Kadının elleri gözükmüyordu.Polis Muzaffer'in gözlerinin tam içine bakıyordu.Polis Muzaffer görevliye kadının niçin burada olduğu sordu.Görevli; kadının kocası tarafından aldatıldığını öğrenmesi sonrası krize girerek, kendi elleriyle yüzünü parçaladığını söyledi.Bekleme noktasına döndüğünde dinlediği olaylar yine ibret vericiydi.


Sen Rabbi'nin hükmüne sabret,balık sahibi gibi olma.Hani o sıkıntıdan yutkunarak ağlamıştı.(Kalem:48)


Polis Muzaffer yaptığı hatayı geçte olsa anlamıştı.Şikayet etmeye hakkı yoktu.Allah'ın hükmüne sabretmeliydi
.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »